reklam banner'' width= |
| ”reklam
MEMDUH SARI

MEMDUH SARI

[email protected]

HARRE OLAYLARI

14 Haziran 2019 - 14:05
. reklam banner''width=

İslam Dünyası için “Kara” bir leke olarak duran:
Kerbela Olayı, Harre Savaşı, Medine Sahabe Katliamı, Mekke üzerine yürünerek Kâbe’nin ateşe verilmesi” Gibi olayların üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Belki bunlarda durup dururken nereden çıktı, diyenleriniz olabilir. Fakat İslam’ın geçmişiyle yüzleşmek, Müslüman için artık bir görevdir.
Kendisini Müslüman görenler, Müslümanların başına gelen bu ve bunun gibi olayları bilmedikleri ve sebeplerini anlamadıkları müddetçe; dünyada ne yaparsa yapsınlar, bu ve benzeri olayları yaşamaya devam edeceklerdir.
Belki de bazı okurlarım bu konuları ilk defa duyuyor olabilirler. Fakat kabul etmek lazım ki, bu sorunlara aklın ve ilmin ışığında bir daha tekerrür etmemesi içi Müslüman Aydınlar bir cevap bulmak ve vermek zorundadırlar. Değilse korkarım ki, Müslümanlar Kıyamete kadar uykularından uyanamayacaklardır.
Tarihi ve sosyolojik hakikat şudur:
İlim Erbabı, düşüncenin namusunu kaybetmediği, muktedirin sofrasına oturmayı bir marifet saymadığı müddetçe, kendisi dâhil olmak üzere, mensubu olduğu toplumu esir olmaktan kurtaracaktır!
Tarih boyu aklını (vicdan) kullanmakta yetersiz insanlar, bu sıkıntılardan kurtulamadılar. Bunun tipik örneği siyaset arenasıdır. Aslına bakılacak olursa siyaset, insana “hırstan” başka bir şey yüklemez.
Hz. Peygamber, “Ashabım! Dikkat edin, Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönmeyin ve birbirinizin boynunu vurmayın! Cahiliye devrinde güdülen kan davaları tamamen kaldırılmıştır.” Demesine rağmen siyaset, her değeri kökünden sallamıştır.
İslam’ın birlik ve bütünlüğünü yıkan olayların başında “kavmiyetçilik” gelir. Bu dünde böyleydi, bugünde böyledir…
Bu sebeple Allah, “Hakk” Kavramı içinde mündemiç ilkeleri zaman zaman göndermiştir.
Niçin?
İnsan doğasında var olan kavmiyetçilik ve iktidar olma hırsını terbiye etmek için…
Ancak Hz. Peygamberin vefatından hemen sonra, kavmiyetçilik ve iktidar olma hırsı Arabistan’ı kan gölüne çevirdi, adalet ve barış yurdunu bir anda yaşanmaz hale getirdi.
Siyaset hırsına kapılmış Müslümanlar, kardeşkanı dökmekten çekinmedi.
İktidar ve servet uğruna verilen Mücadele’de değişen sadece ZAMAN, MEKÂN VE İNSANLAR olmuştur… Yoksa dünün deve üstündeki Ebu Cehilleri bugün uçaklarla kıtaları dolaşıyor…
Eğer bir devlet var olacaksa, adı ne olursa olsun mutlaka bir yönetim biçimini benimsemek zorundadır. Benim değişmez devlet anlayışım; “ADALET” devletidir. Adalet, aklın ve vicdanın dumura uğradığı ortamlarda yaşamaz.
Halifelik, siyasi ve merkezi İslam birliği ve liderliğidir. Mezhep, aynı anlama gelen ve devlete vücut veren siyasi yapıdır.
Bizde Mezhep daha ziyade dini ihtilafları çözme ağırlıklı olarak anlaşılmıştır. Bu sebeple mezhepler, birbirlerinin içinden çıkarlar. Sadece isimleri ve öncülük edenleri değişiktir. Hiçbiri ne tam doğru, ne tam yanlıştır. Hepsi de devletin ve halkın sorularını çözmek için kullanılmıştır.
Mutlak doğru olan Allah’ın sözüdür. O sözler, Allah’ın kitaplarında ve bu kitapları taşıyan peygamberlerin davranışlarındadır. İnsanlığın yapması gereken şey, o sözlerde ve davranışlarda bütünleşmektir.   
İslam’ın küllendirmeye çalıştırdığı kavmiyetçiliği yeniden hortlatan Yahudi ve Bizans Yönetiminin etkisinde kalmış olan Emeviler dir.
YEZİD”, idarî olarak babası Muaviye’nın politikalarını devam ettirmiş, zamanın çocuğu, oyun ve eğlence meclislerinin müdavimi, içkili, sarhoş lakaplı, muhteris, dini kurallara kayıtsız kalan halifesidir.
Yezid Kerbela, Harre Savaşı, Medine Sahabe Katliamı ve Mekke kuşatmasıyla Kâbe’nin ateşe verilmesi gibi icraatları yüzünden Müslümanların hâfızasında kötü isim olarak kalmıştır.
Öyle ki, “Haremeyn sınırları içinde ot bile yolunmaz, hayvanlar ürkütülmez, hiçbir canlı öldürülmez, insan vücudundan bir kıl dahi koparılmazken, Gayri Müslimlerin girişlerinin bile haram olduğu bir şehrin” işgali için Rum askerlerinin ayakları altına serilmiştir. Bunu yapan gözü dönmüş Yezid’ dir.
Muaviye’nın hayatı ve halifeliği haksız, hile, zalimlik ve entrika ile geçmiştir. Annesi Kelb kabilesine mensuptur. Kendisinden sonra halife olarak Yezid’i göstermiş, o da halifeliği saltanata dönüştürmüştür. Ancak, hiçbir zaman İslam devletinin tamamında muktedir olamamış, Halifeliğine Hz. Hüseyin biat etmeyerek karşı çıkmıştır.
HARRE SAVAŞI
Savaş, Medine civarında Harre (volkanik, siyah renkli taşlık alan) denilen bir yerde vuku bulmuştur.
Medine halkının başlattığı isyanı bastırmak maksadıyla Şam yönetimi, Medine ve Mekke üzerine bir ordu hazırladı. Sefere katılacak her askere düzenli maaşın yanı sıra 100 dinar peşin ödeme yapılacağı duyurulunca, binlerce kişi gönüllü orduya katılır.
Yezid, Medine halkını sindirmek için hazırlattığı bu ordu başına Müslim b. Ukbe’yi getirdi. Ordunun sayısı 27000 kişilik bir kalabalıktı. Sahabi katili komutan Müslim’in yanında Rum askerlerde vardı.
Medine halkının ise bu kitleye karşı sadece imanları, iradeleri ve şehit olma arzuları vardı. Teçhizatları, silahları son derece basit kılıç, pala ve sopalardı.
Bir de Medinelilerin şehri savunma amacıyla, 56 sene evvel Hendek Savaşı öncesinde şehrin korunması için kazılan hendekleri vardı…
Şam ordusunun başındaki Müslim bin Ukbe, Yezid’ den aldığı talimatlar doğrultusunda, Medinelilere teslim olmaları için üç gün mühlet verdi. Bu süre zarfında, onlara cazip ekonomik taviz ve tekliflerde de bulundu. Ancak, Medineliler teslim olmaya yanaşmadılar. Bu üç günlük mühlet sona erdiğinde, savaş başladı.
Bu savaş sonu Şam ordusu Medine’yi ele geçirdi.
Savaşın ardından, Yezidi’n verdiği talimatlar doğrultusunda üç gün boyunca şehri yağmaladılar. Askerler, Medinelileri öldürüp, mallarını ganimet edindiler.
Medineliler onlarca sahabenin de aralarında bulunduğu çok sayıda kayıplar verdi. Yaşanan felaket bununla kalmadı. Medine’de “ON BİN” insan hiçbir ayrım gözetilmeden katledildi! “900” kadına tecavüz edildi. Bu tecavüzlerden doğan babası belirsiz çocuklara “HARRE EVLATLARI” denildi.
Katliam, işgal Yezidi’n talimatıyla üç gün sürdü.  Çapulcu orduyu ödüllendirmek için, yaptıkları rezaletler  “MÜBAH” kılındı.
Medine’nin her evine zorla girildi, malları ve eşyaları yağmalandı, kadınların ırzına geçildi, suçsuz insanlar dahi işkenceye tabi tutulup öldürüldü. Birçoğu ganimet olarak alındı.
Katliam, yağmalama ve ırza tecavüzlerin ardından Yezid, Katil komutanı Müslim’e kendisine biat etsinler diye şu emri verdi:
Yezidi’n kulu ve kölesi olarak biat ettim.”
Medine halkından bazıları buna karşı çıkarak:
Allah’ın kitabı ve Peygamberin sünneti üzere biat ederim” diye ısrar etti.
Bu şekilde biat isteyenlerin tümü katledildi. Bazı sahabeler ağır işkencelerden geçirildi. Mesela “Ebu Said el-Hudrî”, sakalı yolunarak acılar içinde bırakılmıştır.

MEKKE KUŞATMASI
Medine’de yapılan utanç verici olayların ardından, ordu, Mekke’ye doğru yola koyuldu. Yolda komutan Müslim bin Ukbe öldü. Yerine, Hüseyin bin Nümeyr geçti.
İçinde Rumlarında bulunduğu paralı çapulcu sürüsü Mekke’yi kuşatma altına aldı. Ancak, Mekkelilerin yaptıkları başarılı savunma nedeniyle Şam ordusunun şehri teslim alması mümkün olmadı. Saldırılar haftalarca sürdü. Kâbe’nin hasar görmesinden 11 gün sonra, 11 Kasım’da Yezid öldü. Bunun üzerine Şam ordusu kuşatmayı sona erdirerek geri döndü.
Kısaca Harre Olayı bundan ibaret…
Görüldüğü gibi her kimin “Allah ile bir sorunu olmuşsa”; mutlak surette Allah galip gelmiştir..!”
Sakın, Allah’ı, elçilerine verdiği sözden cayar, sanma! Çünkü Allah daima üstündür, öç alandır!”
(İBRAHİM-47)
Mahmut AKYOL
 

Bu yazı 570 defa okunmuştur .
DİKKAT: Yayınlanan Makale, Yorum ve Yazılardan yazarları Sorumludur ve Yazılar Yazan kişilerin görüş ve düşüncesidir... Haber sitemiz bu yazılardan dolayı Sorumlu tutulamaz. reklam banner''width=

YORUMLAR

  • 0 Yorum