reklam banner'' width= |
| ”reklam
MEMDUH SARI

MEMDUH SARI

[email protected]

MÜBAREK RAMAZAN AYI GELDİ

04 Mayıs 2019 - 14:29

Bakınız muhterem hocamız Mahmut Akyol, bu mübarek ay için neler söylüyor?
ALLAH’IN İKRAMI OLAN SOFRANIZI KAPAMAYIN, SALATINIZI DOĞRU YAPIN VE ZEKÂTINIZI DOĞRU VERİN!
Var olduğu günden beri dünya kaderini yaşıyor. Üstünde yaratılmış olanlarda ya belli kanunlara uyuyor, ya içgüdüsel yaşıyor, ya da iradi bir yol çiziyor.
Üzülerek müşahede ediyoruz ki,  içgüdüsel yaşam dünyaya hâkim. Hayvanca yaşam kol geziyor. İnsanlık hukuk, adalet ve eşitçe yaşamı tanımıyor. Güce dayalı hayat dünyanın sonunu hazırlıyor.
Biz yine de Âdem’le başlayan Hakk’ı ayağa kaldırmak zorundayız. O Hak ki, Hz. Resulle birlikte zirve yapmıştır. Bütün Nebi ve Resuller, dini kendi çağlarına taşımış ve yaşamışlardır.
Nebi ve Resullerin tutuşturdukları adalet, eşitlik, iyilik, güzellik, doğruluk meş’ale ateşini yardım, dayanışma ve destekle devam ettirmek bize kalmıştır..!
Gayret bizden, Tevfik Allah’dan!
Gelelim başlığın kapsamına:
Bir Ramazan ayına (oruç) daha giriyoruz.
Hayırlara vesile olsun… Rabbim, insanlığın kuruyan vicdanını işlediği yanlışlara bakmadan yumuşatsın..!
Şu bir hakikat ki, Ramazan ayı (oruç) kıyamete dek sürecektir. Bitti denildiği anda itibaren yeniden başlayacaktır. Bütün nusklar (amel), böyle devam edecektir. Kur’an bunun şahididir. Hayatın devamı demek de budur.
Dinin insan, tarih, tabiat, hayat hakkında söyleyeceği çok şeyi vardır.
Mesela din Hak, adalet, eşitlik, kardeşlik, özgürlük, dürüstlük, kimsesizlik, yoksulluk, mazlum, zayıf, ezilen, kamu malını temerküz edenin yanında yer alır. Almazsa eğer, ya o din ölüdür, ya da o dine inananlar ölüdür.
Açlık günleri demek olan oruç zamanında, açın ve yoksulun halini duyarsanız eğer dinin onlar için de anlatacağı çok şeyi vardır.
Muhafazakâr anlayış, Ramazan ayının faziletine ve hikmetine sarılmaya dursun, yine de iç burukluğundan kurtulamayacaktır. Çünkü bu ve benzeri anlayışlar Orucun mahiyetini kendileri için anlamak istedikleri içindir. Kaldı ki oruç, diğer insanların hallerini anlamak için anlaşılmalıdır.
Hummalı şekilde iftar çadırları yine kurulacak olsa da, yine de İslam kardeşliği ve barışı tesis edilmeyecektir. Neden mi dersiniz? İşin doğrusu; körler sağırlar birbirini ağırlar da ondan…
Hâlbuki kurulan yeryüzü sofralarının amacı, insanlığın kardeşliğini tesisi içindir. Zengin/yoksul, inanan/inanmayan, Alevi/Sünni, Türk/Kürt bir arada olması içindir. İşte İslam’ın “barış ve hoş görüsünün” bir çiçek gibi açması budur. Eğer bu çiçekler yeryüzünü kaplarsa, Müslümanlar dünyaya çok anlamlı ve çok önemli bir mesaj vermiş olurlar.
Yeryüzü sofralarının amacı, İnsanların ne giyip giymediğine, oruç tutup tutmadığına, namaz kılıp kılmadığına, başörtü takıp takmadığına bakmadan kurulan sofralardır. Fakat tam da bu noktada, seküler muhafazakar dini anlayışta bir sorun vardır. Çünkü kimse kimseyi ne duyuyor ve ne de anlamak istiyor!
Bunun için Allah’ın dinini muhafazakar zihniyetlerin elinden kurtarmak düşüncesi, Müslüman aydın kesimin önceliği olmalıdır.
Sadece Allah’ın dinini dış görünüm olarak, dar manada ayinlerden ibaret olarak görmemelidir. İbadeti geniş anlamda, yaşamın içinde “iş ve değer üretmek” olarak anlamalıdır. Herkes insanların hayrına çalışmalıdır. Yolda ki taşı kaldırmayı ibadet saymalıdır.
Din hava gibi görülmelidir. Böyle olduğu takdirde dünyada bir sorun kalmayacaktır inancındayım. Bu insanlığa İslam Dini tarafından sunulan bir yeniliktir…
Kabul edilmelidir ki, siyasi yönü olmayan bir din anlayışı tasavvur edilemez. Kur’an’ın bir devlet talebi bulunmamakla birlikte siyasetteki amacı, Adaletin tesisidir. Yani bir arada yaşayın, ama kimseyi (canlı) öldürmeyin. Çalmadan, iftira atmadan, yalan söylemeden, bir halkı yerinden yurdundan etmeden yaşayın… Dahası zulme karşı olarak, haksızlığa itiraz ederek, onurlu bir duruş sergileyin… Bunların oruçla ne ilgisi var demeyin. Bilinsin ki, bunlar için bir duruş ve davranış göstermeyenlerin tutacakları oruçları boştur..! Tıpkı Namazda, Hacda olduğu gibi…
Kur’an’ı Kerim Müslümanlarca bu yön itibariyle anlaşılmalı ve yayılmalıdır. İnsanlar, ağaç yaprakları gibi bir araya gelmeli ve her millet, her fert, başkasının emeğini bu yön itibariyle çalmamalı, zayıfın emeğine el sürmemeli, iyi geçinmeyi, güzel davranmayı, doğru olmayı, yeryüzündeki nimetleri eşitçe paylaşmayı becermelidir.
Söyleyeceğim sözler, ister kabul edilsin, ister edilmesin bu sözler sarsıcıdır. Çünkü tarih boyu bu sarsıcı söz sahipleri, istenmeyen adamlar olarak ilan edilmişlerdir. Benim de yaptığım iş, onların bu fikirlerini bir tekrardır. Bu görüşleri reddetmek yerine, kulak verip ne demek istediklerini anlamanın daha doğru olacaktır.
Kapitalist yaşamın olmazsa olmazları olan “çıkar ve menfaat” sahipleri bu görüşleri tartışıp kabul etmeleri zor görünüyor. Örneğin yeryüzündeki açlığı ortadan kaldırmanın yolu; yaşam biçimini ve ekonomik hayatı normale döndürmektir. Zaten Kur’an’da bunu söylüyor. “Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar de ki ihtiyaçtan fazlasını…” (Bakara 219. Ayet)
Salat’ın tam karşılığı “desteklemektir” Diğer yandan “yardımlaşma ve dayanışma” olarak da kullanılmaktadır. Mesela binlerce dernek isminde geçen “Eğitim, Yardımlaşma, Dayanışma” da aynı manadadır.
Benimde söylemek istediğim “Salat” tam da budur. Yani salat eğitmek, yardımlaşmak ve dayanışmaktır.
Kur’an’ı Kerim’de namaz anlamına gelen kavram sayısı çok değildir. Güneşin hareketleriyle beraber salât, “tespih ve tenzih” kelimeleriyle beraber kullanılır. Eski dünya dinlerinde güneşin doğuş yükseliş ve batış zamanlarında tapınaklarda yapılan ritüel etme kültürü ve geleneğinin Kur’an tarafından da sürdürdüğü görülmektedir.
Kur’an’da “Salat” kavramı defalarca kullanılmaktadır. Salat, “tespih ve tenzih” olarak anlatıldığında bildiğimiz namaz anlaşılır. Genel olarak Salat, yardımlaşma ve dayanışma anlamında kullanılır. Fakat birçok tefsir ve meallerde Salat, “namaz” diye anlaşıldığından ”yardımlaşma ve dayanışma” buhar olup uçmuştur.
Salât’ın Zekât’ la zikredilen yerleri, Kur’an’ın bel kemiğidir. Ayeti şöyle anlayalım:
Onlar yardımlaşma ve dayanışmayı ayağa kaldırırlar. İkame ederler. Fazla olanı da verirler.”
İşlerine gelmeyenler bu çeviriyi şöyle yapıyorlar:
Beş vakit namaz kılarlar ve kırkta bir zekât verirler”. Zekâtı sınırlandırmak, dondurmak ve ya kırkta bire indirmek Salatın ruhuna uygun düşmemektedir. Çünkü Zekât ihtiyaçtan fazla olan şeydir ve onu vermektir.
Hasan-ı Basri, “Her ümmetin bir putu vardır. Bu ümmetin putu da maldır.” Hazreti Ali, malın ihtiyaçtan fazlasını elde tutmayı doğru bulmamıştır. Ebu Zer-i Gıffar, Zekâtı kırkta bir olduğunu söyleyenlere karşı çıkmış ve Necm Suresi 34. Ayetini göstermiştir. “Ve a’tâ kalîlen ve ekdâ”. “Azıcık verdi, gerisini elinde sıkı sıkı tuttu?”
Bu ayet aynı zamanda Velid Bin Muğire’yi eleştirmek içindir. “O, azını verir çoğuna cimrice sarılırdı.” Yani kırkın otuz dokuzuna sarılır, birini verirdi. Bu hüküm, Kur’an hükmü değildir. İhtiyaçtan fazlasını vermek hükmü hem Kur’an’ın ve hem de Peygamberin yoludur.
İnsanlar ibadetlerini korktukları için, bir menfaat sağlamak için değil, Allah (cc) ile beraber olmak için yapmalıdırlar. İrade ve özgürlük budur.

Bu yazı 637 defa okunmuştur .
DİKKAT: Yayınlanan Makale, Yorum ve Yazılardan yazarları Sorumludur ve Yazılar Yazan kişilerin görüş ve düşüncesidir... Haber sitemiz bu yazılardan dolayı Sorumlu tutulamaz.

YORUMLAR

  • 0 Yorum